© 2016 Aydan Bayir

Tüm Hakları Saklıdır.

  • Black LinkedIn Icon
  • Black Instagram Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Pozitif Psikoloji Koçluğu

 

Belirli bir ya da bir kaç konu üzerinde gelişimin ve uzun dönemli başarının hedeflendiği koçluk çalışmaları son dönemlerin en gözde performans geliştirme methodlarından birisidir (Parsloe, 1999). Günümüzde binlerce kişi veya kurum iş ve özel hayatında almak istediği yolu bir koçun önderliğinde çok daha hızlı ve kolay katedebilmektedir.

Fakat bu noktada danışanın doğru yönlendirilebilmesi ve sürdürülebilir bir başarı için hedefe ulaşmak kadar, bunu yaparken kullandığınız araçlar da önemlidir. Pozitif psikoloji koçluğu ise pozitif psikolojinin bilimsel dayanaklı ve yenilikçi uygulamalarını koçluk çalışmalarıyla buluşturarak, danışanın başarıyı doğruluğu kanıtlanmış yöntemlerle elde etmesini sağlamaktadır.

 

Pozitif psikolojinin teorik ve pratik yaklaşımlarının koçluk ile birlikte ele alındığı bilimsel araştırmaların son 14 yıldan beri yoğunluk kazanmasıyle beraber, aslında bu iki kavramın hem paralel gayeler besledikleri hem de birbirleri için katölizör görevi gördükleri de açıkça ortaya konmuştur (Kauffman & Scouler, 2004). Pozitif psikolojide olduğu gibi koçluk çalışmaları da danışanı “kusurlu, problemli, eksik” olarak yaftalamak yerine, karşısındakinin güçlü ve gelişime açık yönlerini keşfederek, kişi ve kişilerin iyilik halini optimal düzeye çekebilmeyi hedeflemiştir (Hefferon & Boniwell, 2011).

 

2004 yılında Pensilvanya Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırmalar da pozitif psikoloji ve koçluğun oluşturduğu itilafın başarısını doğrular nitelikte sonuçlar elde etmiştir; pozitif psikoloji koçluğu alan bireylerde, kontrol grubuna kıyasla hedefe ulaşma, dayanıklılık ve iş ortamındaki uyumun arttığı, öte yandan stres ve depresyonun azaldığını gözlemlenmiştir ( Grant et al., 2009).

 

“Danışanımın sorunu ne ve bu nasıl çözülür?” sorusu yerine “Danışanımın gözünde yaşamaya değer bir hayatın tasviri nedir ve bunu nasıl elde edebiliriz?” sorusunu cevaplamayı düstur edinen pozitif psikoloji koçu, danışan kurum ya da kişilerdeki güçlü ve gelişime müsait yanların humanist bir yaklaşımla hedeflenen noktaya getirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.   Böylelikle  koç, danışanının yetenek ve kaynaklarını pozitif psikoloji methodlarıyla doğru biçimde eşleştirerek, danışanın güçlü yönlerinin gündelik hayata maksimumda adaptasyonunu sağlamaktadır. (Hefferon & Boniwell, 2011). 

 

Referanslar

 

Grant,A., Curtayne, L., and Burton, G. (2009) Executive coaching enhances goal attainment, resillience and workplace wellbeing: a randomised controlled study. Journal of Positive Psychology, 4(5): 396- 407.

Hefferon, K., Boniwell, I., (2011) Positive Psychology Theory, Research and Applications. Open University Press. Berkshire, England.

Pardloe, E. (1999) The Manager as Coach and Mentor. London: Charted Institute of Personnel Development.

Öz-Şefkat Yaklaşımı

 

Merhamet çemberine bireyin kendisini de alması durumunu ifade eden öz-şefkat kavramını akademi dünyasıyla tanıştıran ilk kişi Texas Üniversitesi Eğitim Psikolojisi Departmanında doçent olarak görev yapmakta olan Kristin Neff’tir. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde klinik psikolog ve eğitmen olarak çalışan Chris Germer ile Kristin Neff yürütmüş oldukları “Öz-Şefkatli farkındalık" isimli 8 haftalık eğitim programları ile kendi hata ve yetersizlikleri karşısında anlayış gösteremeyen ve yüksek derecede kendini eleştiren bireylerin iç konuşmasını olumlu bir yöne doğrultmayı hedefleyen çalışmalar yapmaktadırlar. Neff’in ve Germer’ın modeline göre bu çalışmaların bel kemiğini oluşturan öz-şefkat kavramı 3 temel öğeden oluşmaktadır: kendine , ortak paydaşım ve bilinçli farkındalık.

 

Birinci öğe olan öz-iyilikseverlik, kişinin acı çektiğinde, hatalı davrandığında veya kendisini yetersiz hissettiğinde kendi üzerine gelmek yerine, kendisiyle samimi ve anlayışlı bir diyalog kurabilmesidir. Fakat ne yazık ki bir çok kimse kendisine ağır ve eleştirel bir dil kullanma yönelimindedir. Acı anında genellikle kişi, aynı durumda bulunan yakın bir arkadaşına gösterebileceği şefkati kendisine gösteremez.  Bu tarz kişilere sorulduğunda genellikle başkalarına karşı ılımlı, naif bir yaklaşımda olduklarını, öte yandan aynı durumda kendi üzerlerine gelmekten kendilerini alıkoyamadıklarından şikayet ederler (Neff, 2003a). Acı veren durum kişinin kısmen kontrolü dışında bir şey olsa bile (işten atılmak, kaza yapmak vb), bu tarz kişiler kendilerine anlayış göstermekte ve koşulları objektif bir biçimde değerlendirmekte zorluk çekerler. Kendi kendine nezaket gösterebilen kimse ise kendini teselli edebilir ve acı çektiği anda kendisiyle destekleyici ve rahatlatıcı bir iç-konuşma gerçekleştirebilir.

 

Öz-şefkatin ikinci kolu olan ortak paydaşım, toplumun her bireyinin mükemmel olmayan bir hayat sürdüğünü ve herkesin kendi hayat koşulları içerisinde farklı acılar çektiğini kabul etmeyi salık verir. Hayatta her istediğimizi elde edememiz, hayal ettiğimiz kimse gibi olamayışımız tamamıyla normaldir ve insan olma deneyiminin en doğal parçasıdır. Mükemmel olmama konusunda tek değilizdir ve bunu idrak ettiğimiz vakit kendimizi sosyal bir bütünün bir parçası olarak hissedebiliriz. Bu yüzden öz-şefkat kendine acıma değildir, çünkü kendisine acıyan bir birey başkalarının da benzer problemlerle yüzleştiğini yok sayar ve kendi yaşamını toplumdan izole eder.

 

Öz-şefkatin son öğesi olan bilinçli farkındalık ise acı dolu düşüncelere ve duygulara sahip olduğumuzda bunları karşı koymadan gözlemlemeyi veya bunlardan kaçınmadan ana odaklanmayı öngörür (Neff, 2003b). Acıyı red ederken aynı anda kendimize karşı anlayışlı olamayız. Genel olarak sorun anında insanlar henüz problemin ne olduğunu tam olarak bilmeden o acıyı ortadan kaldırmaya çalışırlar ve bu durum teşhis edilmemiş bir hastalığa yapılan tedavi kadar yararsız kalır.

 

Öz-şefkati düşük olan bireylerin kendilerine karşı daha anlayışlı bir yaklaşım gösterebilmeleri için bir çok pozitif psikoloji uygulaması bulunmaktadır. Bir çok kişi öz-şefkatin kişiyi bencillik ve tembelliğe itebilme ihtimali olduğunu düşünerek kendi üzerine gelmeyi daha doğru bir yol olarak izlese de, bilimsel çalışmalar bu varsayımın tam tersinin geçerli olduğunu kanıtlamıştır. Yüzlerce deney göstermiştir ki, öz-şefkat pratikleri düzenli bir şekilde uygulandığında katı öz-eleştiride bulunan bireylerin iyilikseverlik, mutluluk, iyimserlik, gelecekle ilgili umutlu olma, duygusal zeka, hayattan tatmin olma ve başarı düzeyleri yükselmiş, öte yandan depresyon, anksiyete, utanç, yanlış yapma korkuları azalmıştır (Barnard & Curry, 2011; Neff, Kirkpatrick & Rude, 2007a).

 

Referanslar

 

Barnard, L. K., & Curry, J. F. (2011). Self-compassion: Conceptualizations, correlates, and interventions. Review of General Psychology, 15, 289–303.

Germer, C. K., & Neff, K. D. (2013). Self‐compassion in clinical practice. Journal Of Clinical Psychology, 69(8), 856-867

Neff, K. D., & Rude, S. S., & Kirkpatrick, K. (2007a). An examination of  self-compassion in relation to positive psychological functioning and       personality traits. Journal of Research in Personality, 41, 908-916.

Neff, K. D. (2003a). Development and validation of a scale to measure self-compassion. Self and Identity,2, 223–250.

Neff, K. D. (2003b). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2, 85–102.

Şefkat-Odaklı Terapi

Şefkat-odaklı terapi, Derby Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde halen çalışmalarını sürdürmekte olan Prof. Paul Gilbert tarafından,  yüzyıllardır en kadim geleneklerin içinde kutsal bir yer tutan şefkat kavramının psikoterapiyle buluşturulduğu bir yaklaşımdır.

Kendisini yüksek ölçüde kınayan, küçümseyen ve kendisiyle alakalı utanç duyan bireylerin hem kendileri, hem de çevresindeki bireyler ile sağlıklı, anlayışlı ve merhametli bir diyalog kurabilmesini amaçlayan bu yaklaşım temel olarak empati kavramını içine alır. Böylelikle danışan kendisinin ve başkalarının duygularını anlama,  nazikçe kabul ve tolere etme yolundaki ilk adımını atmış olur.

 

Şefkat odaklı terapi öncelikli olarak danışana beynimizin sistemini, endişe, sinir ve depresyonun bu sistemin doğal hallerinden bir kaçı olduğunu ve bunların “kimsenin suçu” olmadığını izah eder. Ayrıca bu terapi sayesinde danışanların şu anda yaşadıkları ve dış dünyaya ilişkin bir çok korkunun (reddedilme korkusu, suistimal edilme korkusu vb)  geçmişte tecrübe etmiş oldukları ihmal, istismar veyahut kötü muamele gibi durumlar ile olan ilişkisini farketmeleri sağlanır.

 

Dış dünyanın eleştirisine uzun dönem maruz kalan danışanlar artık bu konuda daha da hassaslaşırlar ve eleştiri oklarını hızlıca kendilerine çevirebilirler. Şefkat odaklı terapi , bu sert öz-eleştiriyi bedenlerinde net bir biçimde hissedebilen danışanların söz konusu durumla başa çıkması için  farkındalık odaklı bir dizi uygulama sunar. Danışman ise öz-eleştiriyi teşhis ettirecek olan egzersizlerin yapılmasında ve danışanın kendisini destekleyici ve cesaret verici duygu ve düşüncelere sahip olmasında, danışana yardımcı olur. Bazı danışanlar şefkat odaklı terapi sayesinde kendilerine ilişkin bu ağır utanç ve kin duygularını bir kaç seansla yenebilirken, kimileri ancak 10 ve üstü sayıdaki seansla kendilerine karşı olumlu duygular beslemeye başlayabilir.

Referanslar

 

Gilbert P (2009). The Compassionate Mind. London: Constable-Robinson. Oaklands CA.: New Harbinger.

Gilbert,P (2009). An Introduction to compassion focused therapy. Advances in Psychiatric Treatment, 15, 199-208.

Gilbert P, Procter S (2006). Compassionate mind training for people with high shame and self-criticism: A pilot study of a group therapy approach. Clinical Psychology and Psychotherapy, 13, 353-379.

Laithwaite H, Gumley A, O’Hanlon M, Collins P, Doyle P, Abraham L, Porter S (2009). Recovery after psychosis (RAP): A compassion focused programme for individuals residing in high security settings. Behav & Cogn Psychotherapy. 37, 511-526.

Uygulamalı Felsefe

 

Uygulamalı felsefenin 1980 yılından itibaren gelişmekte olan çağdaş hareketlerinden birisi olarak kabul edilen felsefi danışmanlık, felsefenin pratik hayatın sorunlarına karşı sunduğu çözümleri kapsar. Bu minvalde felsefi danışmanlık, danışanın hayatında belirleyici rol oynayan unsurları keşfedebilmesini, problematik alanları tespit edebilmesini ve bu bilgileri günlük yaşama verimli bir şekilde entegre edebilmesini sağlar. 

Ünlü Amerikalı filozof John Dewey’in de dediği gibi felsefenin değeri zorlukları ifade etmede ve bu zorluklarla baş etmemizi sağlayacak methodlar üretmede gizlidir. Zira her sorunun çözümü onun doğru analizinde yatar. Genel-geçer çözümler, danışanın özgün durumu irdelenmeksizin kendisine sunulduğunda, yalnızca kişinin sorunlarına bir yenisi daha eklenmiş olur.

 

Temelleri Sokratik diyaloğa kadar uzanan felsefi danışmanlıkta amaç danışanın belirli bir görüş veya çözümü benimsemesi değildir, aksine kendi dünya görüşleri ve inanç sistemleri ile ilgili daha berrak bir kavrayış elde etmesidir. Böylelikle danışanın hayat anlayışı  ve hedefleri net bir hal alır. Bu ise tatmin eden  ve anlamlı  bulunan  bir hayatın ilk ve en önemli adımıdır. 

 

Felsefi danışmanlıkta ele alınan konular kariyer, orta-yaş krizleri, hayatın anlamı, ahlak, stres, duygular gibi hayatımızın merkezine yerleşmiş olan güncel hayatın felsefi konularıdır. Bunlar çok temel ve süreç içinde şekillenip, çözümlenebilecek meselelerdir. Felsefi danışman, danışanın bu ve benzer konulara ilişkin sorunlarına hızlı ve geçici çözümler sunmaz. Danışanın sorununa yaklaşımıyla ilgili yapılan karşılıklı analizler zaman alabilir. Fakat bu yöntem sayesinde danışan benzer problemlerle bir defa daha karşılaştığında kendi başına üstesinden gelebilecek yetkinliğe ulaşır.

 

Referanslar

 

http://www.dbe.com.tr/tr-TR/Content/Yetiskin_ve_Aile/Psikolojk_Danismanlik_ve_Degerlendirme/Felsefi_Danismanlik.aspx

http://en.wikipedia.org/wiki/Philosophical_counseling

http://www.peterraabe.ca/what.html

​Duygusal Özgürleşme Tekniği (EFT)

Psikolojik akapuntur olarak da tanımlanabilen Duygusal Özgürleşme Tekniği (EFT), aynı akapuntur tedavisinde olduğu gibi Geleneksel Çin Tıbbından esinlenilerek oluşturulmuş  ve vücudun enerji alanlarınki duygusal yoğunluk ve rahatsızlıkları çözümlemeye dayalı olan alternatif bir psikolojik yöntemdir.  

Herşeyin birbiriyle enerji bağlamında ilişkili olduğunu savunan doğu tıbbında rahatsızlıkların nedeni sadece bedene ya da salt psikolojiye indirgenemez. Bedensel ve ruhsal her parça bir bütüne aittir ve bedensel bir hastalık psikolojik rahatsızlığa neden olabileceği gibi tam tersi de mümkündür.

           

Açık kalp ameliyatlarından, sigarayı bıraktırmaya kadar çok sayıda alanda yararlanılan kadim bir yöntem olan akapunturun psikolojiye uyarlanmış hali de Duygusal Özgürleşme Tekniğidir. 1960 yılından beri psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde uygulanan bu tekniğe göre kişinin yaşadığı travmaların  sonucunda doğan olumsuz duyguların ana sebebi bedenin enerji sisteminde oluşan blokajlardır. Sistemin sağlıklı bir enerji bedeninde olması gerektiği gibi işlemesi için kişi vücudun bazı bölgelerine parmak ucuyla seri bir şekilde dokunur. Bu esnada bir takım direktiflerle danışman, danışanın yaşadığı travmayı kendisine hatırlatır ve meridyen noktalarına yapılan vuruşlar vasıtasıyla enerji bedeni uyarılır. Böylelikle danışmanın, danışandan aldığı bilgiler doğrultusunda yaptığı sözlü yönlendirmeler ile enerji bedenindeki rahatsızlıklar çözümlenmeye başlar. Bunun sonucunda danışan artık yaşadığı travmayı hatırladığında eski olumsuz duyguları yaşamaz veya  çok daha az bir yoğunlukta yaşar.

 

EFT’nin korku ve travma üzerindeki başarısı son dönemlerde bu konuyla alakalı önemli bilimsel çalışmaların yapılmasına neden olmuştur. Klinik Psikoloji Jurnal’ında (Journal of Clinical Psychology) 2000 yılında yayımlanan araştırmaya göre EFT yönteminin fobileri yenmede etkili bir method olduğu kanıtlanmıştır (Wells, 2000). Yine aynı yıl Amerika’da yapılan başka bir araştırma da EFT’nin trafik kazalarının oluşturduğu travmalar ve epilepsi hastalarının üzerinde olumlu etkileri olduğunu saptamıştır (Swingle,2000). Bir çok terapist ve bilim adamı tarafından da kullanılan bu teknik, kalıcı ve başarılı sonuçlar verebilmektedir. 

 

Referanslar          

                                                          

Wells, S., Polglase, K., Andrews, H.B., Carrington P., Baker, A.H. (2000). Evaluation of a Meridian Based Intervention, Emotional Freedom Techniques (EFT), for Reducing Specific Phobias of Small Animals. Journal of Clinical Psychology (in press).

 Swingle, P., Pulos, L., Swingle, M. (2000). Effects of a meridian-based therapy, EFT, on Symptoms of PTSD in auto accident-victims. Paper presented at the annual meeting of the Association for Comprehensive Energy Psychology, Las Vegas, NV

Bohne, M., Eschenröder C. T., Wilhelm-Gössling, C., (2006) dgtv-Verlag, Energetische Psychtherapie - integrativ

http://www.theenergytherapycentre.co.uk/eft-explained.htm

 

Önemli not: Her ne kadar gerek akapunturun, gerek EFT’nin faydaları  son yıllarda bilimsel olarak kanıtlanmaya başladıysa da, henüz araştırma süreci tamamlanmamış olan Duygusal Özgürleşme Tekniği herhangi bir tıbbi veya psikiyatrik tedavinin yerine kullanılamaz. 

Duygusal Dönüşüm Tekniği (Emo Trans)

1993 yılında Dr. Silvia Hartmann ve araştırma ekibi tarafından geliştirilen Duygusal Dönüşüm Tekniği (Emo Trans), Duygusal Özgürleşme Tekniği’nde olduğu gibi Çin Tıbbı’nı  kendisine temel olarak alır. Bu açıdan EFT ve Emo Trans travmaların enerji bedeninde oluşturduğu olumsuz duygusal yansımaları ortadan kaldırmada birbirlerini tamamlayıcı rol oynarlar. 

Duygusal Dönüşüm Tekniği, danışanın yaşadığı ve çözümlenmesini istediği sorunu bedene odaklanarak  hafifletmeyi veya ortadan kaldırmayı hedefler. Danışan ve danışmanın koordineli olarak yürütmüş olduğu bu çalışma ile, öncelikle danışanın yaşadığı travmanın bedenindeki etkilerini, danışmanıyla birlikte tahlil etmesi beklenir. Formu belirlenen bedensel acı veya travma  artık üzerinde çalışılacak hale gelmiştir. Bundan sonra nefes ve farkındalık çalışmalarıyla danışanın enerji bedeni akışın sağlanabilmesi için uyarılmaya başlanır.

 

Duygusal Dönüşüm Tekniği’nin en önemli avantajı, danışanın problemini açıkça anlatmak zorunda olmayışıdır. Çünkü bu çalışma EFT’den farklı olarak danışmanın problem ile ilintili vermiş olduğu direktiflerle değil, farkındalık ile ilgili söylemlerle yapılır. Dolayısıyla danışanın problemiyle yüzleşmeye hazır olmadığı koşullarda Emo Trans’ın  uygulanması süreci her iki taraf için de kolaylaştırır. Duygusal Dönüşüm Tekniği tüm duygusal rahatsızlıklarda (yoğun acı, utanç, keder, suçluluk hissiyatı, depresyon, stres, anksiyete durumları) yardımcı bir yöntem olarak uygulanabilir.

 

Referanslar

http://emotrance.com/what_is_emotrance.htm

 

Önemli not: Almış olduğum Merhamet-Odaklı Terapi ve Öz-Anlayış Yaklaşımı eğitimlerinde, yapmış olduğumuz bazı egzersizlerin Emo-Trans ile önemli ölçüde benzeştiğini farkettim. Fakat bu iki eğitimin bilimsel alt yapısından farklı olarak, Emo- Trans ile ilgili  bilimsel bir veriye henüz ulaşamadım. Emo-Trans’ın yararlarını şahsen tecrübe etmeme rağmen, bu alternatif yöntemle ilgili yeterli bilimsel çalışma bulunmadığından Emo-Trans herhangi psikiyatrik veya tıbbi bir tedavinin yerine kullanılamaz.