© 2016 Aydan Bayir

Tüm Hakları Saklıdır.

Aman Tanrım; Bir Terazi Hikayesi


Olan biteni kabulle kucaklayabilmek hayat boyu öğrenilecek bir ders galiba. Bu dersi almamak gibi şansımız yok gibi duruyor. Yani öğrenene kadar alacağız. (Tabi öğrenmenin sonu varsa) Bu öyle bir ders ki; diğer dersleri başarıyla geçebilmek için öncelikle bu dersin çatısını iyi oturtmak gerekiyor. Bu sebeple bu derse hep daha fazla çalışmalıyız.

Ve analojiyi daha da ileriye taşımak ve isimlendirmek gerekirse, bu dersin önemli ünitelerinden birisi; hayatla kavga etmeyi bırakmak. Zira bunu yapamadığımız her vakit, Don Quijote'un yel değirmenleri ile mücadelesinin bir benzerini deneyimliyoruz. Buradaki önemli nüans mücadeleyi bırakmadan, sınırlarımızı fark edebilmek.

Geçtiğimiz günlerde, müzmin bir öğrenci gibi, sınırlarım ve gerçeklikler arasında dengeyi korumakta zorlandığım bir gün geçirdim. Bir öğrencinin başarılı olması için başarısızlıklarından önemli dersler alması gerekir kuşkusuz. Ve bazen hayat bize o dersleri tesadüfe yer bırakmayacak şekilde sunar; aynı o gün karşıma çıkan film gibi.

Bruce Almighty. Kanadalı komedyen ve sinema oyuncusu Jim Carrey'nin, Morgan Freeman ile başrol oynadığı şahane bir film. Carrey film boyunca adeta beni aynaladı. Mindfulness'ta her zaman aradığımız meta-cognition, yani durumları bir adım gerisinden izleyebilme durumunu dakikalarca yaşattı.

Filmde Carrey tarafından canlandırılan Bruce karekteri, aslında belirli bir kesim tarafından gayet sevilen ve çok etkileyici bir sevgilisi olan bir muhabir. Fakat hayatla kavgalı. Olması gereken her şeyin başka şekillerde gerçekleşmesi gerektiğine inandığı için de Tanrı'ya kızgın. Ve O'nu, Nietzsche'den rol çalarak, yetersizlikle ve işleri berbat etmekle suçluyor. Terfi almayı beklediği günde, hiç bir şey almadığı gibi bir de kaza yapınca bu defa Tanrı'ya "hodri meydan!" diyor. Ve efeler buluşuyor; çünkü Tanrı rolündeki Freeman, Bruce'u arayıp "gel görüşelim." diyor. Bruce bu teklife inanmakta zorlansa da, sonunda Freeman ile karşı karşıya geliyor ve Tanrı ona bir teklifte bulunuyor; "Madem benim düzenimden hoşlanmıyorsun, ben tatile çıkıyorum. Bundan sonra Tanrı sensin, ne istiyorsan yap!"

Tatatataa! Nasıl yani? Böyle bir şey olduğunu düşünsenize. Bir anda şikayet ettiğiniz her şeyi tersine çevirebilme kudretiyle donatıldığınızı. Amma hayat! Ateist, agnostik, yahudi olmanız ya da Güneş'e tapmanız bir şeyi değiştirmez bana kalırsa, eğer senaryoyu istediğimiz gibi yazabilme şansımız olsaydı hepimiz afallardık. Aynı Bruce gibi.

Filmi izleme ihtimalinizi göz önünde bulundurarak, keyfinizi kaçırmamak için konuyu daha fazla anlatmayacağım. Fakat bana kalırsa gündelik hayatımızın en ufak süreçlerinin değişime açık olmayan yanlarını bile kabul etmekte böylesine zorlanırken, bu filmden hepimizin alacağı bir şeyler var.

Yaşamımızı "olanlar" ve "aslında olması gerekenler" diye iki kefeye ayırmak 2 milyon yıldır büyümekte olan insan zihninin bir sonucu. Hayal gücümüz olduğundan beri, gerçeklikler yaratıyor ve gerçekleştiriyoruz. Bazen başarılı oluyoruz, ama başarısızlıklarımızda kudretimizin sınırlarını unutuyoruz. Aynı Bruce gibi. Bana kalırsa iki kefeden birisine ağır vermek gerekmiyor.Yalnızca iki kefeyi dengeli bir şekilde tutmak gerekiyor. Dağılmadan ilerleyebilmenin ve kavgayı dindirmenin en makul yolu bu gibi gözüküyor; denge.

Hayallerimizin iyiliğe genişlediği ve kabul duygumuzun kucaklamayı daha çok öğrendiği bir hafta dileğiyle..

Sevgiler,

aydan


566 görüntüleme