2 Sohbet; 3 Dilek


Çok uzun zamandır göremediğim bir arkadaşımla buluştum bugün. Yılbaşı öncesi hasret giderdik, sohbet ettik. Sohbet; dostça, arkadaşça konuşarak hoş bir vakit geçirme, söyleşi, yârenlik, hasbihâl olarak tanımlanıyor. Bence onu herhangi bir “konuşma”dan ayıran da bu gönüle dokunan, yarenlik yapan yanı. Sohbetimiz bittiğinde iki yeni yıl dileğimi belirlemiştim;

1- Bal kovanı olma yolunda olmak

Bana bir hocasından bahsetti ve şöyle dedi; “Öyle birisi ki o adeta bal kovanı, öğrencileri de arı. Hani arılar kovanın etrafında titrer, sanki balın enerjisi arıları aşka getirir ya, işte o hocam etrafına bunu veriyor.” Şu cümleleri duyunca kalbim eridi, öykündüm o hocaya. Bir sınıfa bunları hissettirmekten daha yüksek bir tatmin düşünemedim. Bu sebeple bu yılki ve ömrümün geri kalan yılları için dileğim; böyle bir eğitmen olma yolunda ilerlemek.

2-Suyunu her geçen gün daha fazla idrak eden balık olmak

“İnsan zaten içinde yüzmesine rağmen suyu arayan balık gibi. Yaşadığımız her hadise, saptığımız her yol bu suyu idrak etmek için” dedi. Son zamanlarda felsefenin müzmin konularından insanın potansiyeli ve bilgi arayışı üzerine düşünmek, “Lucy” isimli filmi izlemek ve tam bunlar içinde yoğrulurken Rumi’nin “Ne arıyorsan kendinde ara” isimli şiiri ile karşılaşmak kafamı yeterince karıştırmışken, bu cümleyle hem daha da karıştım, hem daha da berraklaştım. İkinci dileğim de peçesini açtı; içinde yüzdüğüm suyu elimden geldiğince daha çok anlamak, gözlemlemek, kavramak.

Her şey gibi bu sohbet de bitti. Ve her biten şey şey gibi, yeni bir başlangıca sebep oldu. Ayrılırken hava çok soğuktu, ama ballı zencefil çayınız ve sohbetiniz sıcaksa sorun değil. Bende de öyle oldu ve içimi ısıtan üçüncü cümleyi de bu arkadaşımdan ayrılıp başka bir arkadaşımla buluştuğumda duydum. İşte üçüncü dileğim;

3-Bu seneki yolculuğumu ağız tadıyla yapmak

Diğer arkadaşımla buluştuk. Arabayı çok kararında kullanır; ne makaslar atacak kadar hızlı, ne dünyanın tüm şeritlerinin ona ait olduğunu ya da Danimarka’da yaşadığını düşünen bir emekli kadar yavaş. Fakat buna rağmen, arkasındaki arabanın durmadan selektör yaktığını görünce bana döndü ve “Hakikaten anlamıyorum insanların acelesini. Ağız tadıyla yolculuk bile yapamıyoruz. Sonra da hayat kısa diye şikayet ederler, asıl hayat acele etmek için çok kısa değil mi?” diye sordu. Sustum. Bir Arap Atasözü; “Söyleyeceğiniz şey, sessizlikten daha güzel değilse, susun”der. Ben de öyle yaptım. Üçüncü dileğim de, hayatı daha az aceleye getirmek oldu. Bu da diğer dileklerim gibi, ömürlük aslında.

Ben, etrafım böyle güzel insanlarla çevrili olduğu ve onların cümlelerindeki derinliği fark edebildiğim için gerçekten çok şanslıyım. Umarım siz de öylesinizdir. Hayat paylaşınca güzel, bu 3 dileğimin tüm dünya insanları için daha huzurlu bir yıla vesile olacağını düşündüğüm için sizlerle de paylaşıyorum.

Bal kovanı gibi enerjili, idraklı bir balık gibi keyifli, acelesiz yıllar!

aydan


0 görüntüleme

© 2016 Aydan Bayir

Tüm Hakları Saklıdır.